Bu yazı Prof. Dr. Kudret Ayitar tarafından 1972 yılı Kültür Bakanlığı  Kültür ve Sanat Dergisinde yayınlanmış olup bilgiler o döneme aittir.  Yayınladığımız tarih 2014-1972=42 yıl sonrasıdır. Eğer bu konuda bir gelişme varsa lütfen bize yazın yeni şeklinide ve yeni bigileri yayınlamaktan mutluluk duyarız.

info@turkish-militaria.com

Clipboard01.jpg

Clipboard02.jpg

 Prof. Dr. Kudret Ayitar, (1919-1986) Roma hukuku profesörü.

Clipboard03.jpg

 

1972 yılının haziran ayında Almanya’da bir yolculuk esnasında, Ren nehri boyunda, Rüdesheim ile Eltville arasında, Erbach köyünün hemen yanında bulunan Reinhartshausen Şatosunda, Osmanlı Padişahlarına ait yağlı boya tablolar bulun­duğunu tespit ettim. Reinhartshausen Şatosunun bir kısmı 1960 yılında otel haline getirilmişti. 1972 yılında gördüğüm padişah tabloları 5 adet idi. O zaman ikisi bodrum katında, mahzene giden karanlık koridorda, üçü birinci katta mutfak koridorunda idi. 1976 sonbaharında şatoya tekrar gidebildiğimde tablo deposunda yaptığım araştırmada üç padişah tablosu daha buldum. Bu su­retle hepsi 8 oldu. Bugün bunların üçü otelin toplantı salonunda asılı duruyor. Kalanları tablo deposundadır.

Erbach, Eltville kasabasına bağlı bir köy. Wiesbaden’e trenle yarım saat uzak. Ren nehrinin genişlediği ve adalar teşkil ettiği, yatık sırtlar arasında aktığı bölgede. Köyün bugün nüfusu 4 000 civarında. Köyün ortasında Aziz Markus'un adını taşıyan çok yüksek kulesi ile eski kilisesi, kilise ile Ren nehri arasında geçen asırlardan kalma evleri var. Köyde Altes Weinhaus Schuster (Schuster’ in eski Şarap evi) adını taşıyan eski bir lokanta ve han var. Köyün başka hiç bir özelliği yok. Bugün, kuzey batıda olan mezarlığın ötesine giden bir genişleme içinde. Köyü çepeçevre üzüm bağları sarmış. Köyün kuzeye doğru daralan vadisi sonunda çok eski devirlerden kalma Eberbach Manastırı var.

Reinhatshausen Şatosu köyün batısında, Rüdesheim tarafında, köyün son evlerinin yakınında.

Geçen yüzyılın ikinci yarısında -yılını saptayamadım- Şatonun batı tarafına, iki katlı, uzun tarafı Ren nehrine bakan ek bir bina yapılıyor. Her iki katı boydan boya iç içe büyük salonlardan ibaret olan bu yeni bina bir resim galerisi olarak düşü­nülmüş. Şato o zaman Prusya Hane­danından Prenses Marianne´ ye ait. Prenses Marianne Hollanda Kralı Wilhelm I’in kızı ve Prusya Kralı Friedrich Wilhelm I’in kardeşi Prens Heinrich Albrecht’in (1809-1872) karısı. 1830’da Prens Albrechı ile evlenmiş. Bu evlilik 1849’da boşanma ile sona ermiş. Prenses Marianne 1855'den beri Şatonun sahibi. Prenses Marianne tablo koleksiyonu yapıyor. Tabloların asılması için Barok Şato binasında yeteri kadar yer kal­malığı için Resim Galerisi olarak dü­şündüğü ek binayı yaptırıyor. Prenses Marianne 1883’de öldüğüne göre ek bina bu tarihten evvel yapılmış olmalı. Bu yeni bina, kısmen şatonun çok büyük şarap mahzeni üzerindedir. Önünde Ren nehrine açılan geniş bir teras var. Salonlar birçok kapılarla bu terasa açılıyor

Bugünkü Reinhartshausen Şatosu 1801 yılından olmakla beraber aynı yerde öteden beri bir Şato bulunmakta idi. Aynı yerin İmparator Büyük Karl’a ait olduğu, o zamandan beri orada Şarap Mahzenleri bulunduğu, bu yerde 12’nci yüzyıldan beri von Erbach Şövalyelerinin oturduğu bilinmektedir. Bugün de Reinhartshausen Sarayının hemen arkasında ve batısında bağların içinde, 1470-1519 yıllan arasında yaşamış olan tanınmış heykeitraş Hans Backofen’ın kırmızımtrak bir taştan yapılmış <isa çarmıhta­­> gurubu durmaktadır. Reinhartshausen Şatosunun yerinde o devirlerde üç çiftlik binasının bulunduğu bilinmekledir.

 

Marcobrun isimli Şarap mahzeni 12. yüzyılda vardı. Sarayda bulunan, Osmanlı padişahları resimleri 8’dir. Bütün resimlerin üst kenarlarında Latince yazılar vardır.


Tablo I Osman I

 1- Üzerinde :

«OTHOMANNVS. İMP. PR İMVS  MCCC REGN . A. XXVIII» kaydı bulunan

55x66cm. büyüklüğünde yağlı boya resim.

Birinci İmparator Osman. MCCC = 1300 yılı Regn. A. kaydı, saltanatının sürdüğü seneleri ifade eder görülmektedir. Osman I'in 1299-1326 yıl­ları arasında 27 yıl hükümdar olduğunu biliyoruz. Tablodaki kayıtta ufak bir hata ile 28 yıl dendiği görülmektedir.

 


 

Clipboard04.jpg
Tablo II.  Yıldrım Bayazıt I.

2- Üzerinde :

«BAIAZETTES- I- COGNOME TO. I LDRIM- IDEST FVLMEN» kaydı bulunan

55 x 66 cm. büyüklüğünde yağlı boya resim.

Yıldırım Bayazıt I'e ait resimde ildrim = Yıldırım sözünün manası da Fulmen olarak verilmiş.

 

 

 

Clipboard05.jpg
Tablo III. Murat II.

3-Üzerinde :
«AMVRATES. II. VAR­NESİ . AC İE  VİCTR» kaydı bulunan 50x63cm. büyüklüğünde yağlı boya resim

Murates = Murat isminin başına konan Anın neyi ifade ettiği anlaşılmıyor. (Son yıllarda İstanbul Opera Yangınında ne yazık ki yanmış olan Murat IV’ün tanınmış tablosundada «AMURATES» ismi vardı). Resmin Murat II ye ait olduğu şüphesiz. Çünkü Varnesi Acie Victor -Varna mücadelesinin galibi "şeklinde çevrilebilir. Varna savaşını kazanan Murat II’ye ait bir resim olduğu yazılmış.

 

 


Tablo IV.  Fatih Mehmet II.

4- Üzerinde :

« MAHOMETES. I I. COSTANTİNOPOLİ SP. VG- NATOR»

İstanbul Fatihi Mehmet II'ye ait olan bu tablo 50x63,5cm. büyüklüğündedir.

 

 

Tab­lo V.  Selım II.

5-Üzerinde :
«SELİM SVLTAN XII» Kaydı bulunan tablo 55x65 cm. büyüklüğünde.

Bu resmin 1566 - 1574 yılları arasında Saltanat süren Selim II (Sarı Selim)'e ait olduğu sövlenebilir.

Osmanlı kaynaklarına göre Selim II onbirinci padişahtır. Batı kaynaklarının Süleyman Çelebiyi (Emir Süleyman) —1403-1410—çok kere hükümdar saymaları sebebiyle Selım II yi 12'nci padişah ad ettiklerini biliyoruz. Bu bakımdan XII. kaydı Selim II yi gösterir. Kaldı ki resim, bilhassa bıyıklar ve sakalın durumu bakımından Selim II’ye ait olduğunu kanıtlamaktadır. Selim I (Yavuz Sultan Selim'in) sakalı yoktu. Selim III. olması gerek resmin görünen eskiliği, resimdeki şahsın kavuğu, vs. bakımından olanak dışı. Selim II olduğunu kanıtlayan önemli bir husus. resimdeki kişinin sakal ve bıyık du-rumu. Kaideten sakal bırakan bir kimse sakal ve bıyıklarını bir bütün olarak keser ve bir tüm olarak toplar. Resimde görüldüğü gibi burada bıyıklar, sanki sakal yokmuş gibi bütün uzunluğu ile bırakılmış ve sakalın üzerinden aşağı sarkıtılmışur. Topkapı Sarayı Padişah Portreleri Galerisi’nde bulunan Selim II ye ait 68x51cm. büyüklüğündeki yağlı boya tabloda aynı özellik dikkati çeker (Bak. Nigâr Anafarta. Padişah Portreleri İstanbul 1966. Tablo VI. Elimizde aynı konuda bir kaynak daha var. Şehnameci Seyyid Lokman el Aşurî’nin «Kıyafet el insaniye fi şemail el-Osmaniye» eserine Nakkaş Osman 12 padişah portresi ilave etmiştir. (Topkapı Sarayı Kütüphanesi H. 1563 ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi T. 6087) Bu portrelerden biri Sultan Selim II. ye aittir. Bu portrede yukarda belirtmeye çalıştığımız bıyık ve sakal duruma çok açık görülmektedir. Resim eserin tamamladığı 1579 yılı civarana aittir, bu bakımdan olağanüstü tarih değerleri vardır, -f Bakınız Nurhan Atasoy. Nakkaş Osmamn Padişah Portreleri Albümü. Türkiyemiz Dergisi. Sayı 6, Şubat 1972 sayfa 2 v.d.)

Kanımızca resmin Selim II ye ait olduğunun çok açık bir delilide Nakkaş Osman’ın yaptığı resim ile Reinhartshausen Sarayında bulunan tablo arasında mevcut ifade ve yüz benzerliğidir. Bu resimler, gözlerin durumu, başın eyiliş tarzı, yüzün kırmızımtırak açık renkte oluşu yönlerinden şaşılacak bir benzerlik gösteriyor. Resmin Selim II ye ait olduğu kanısındayız.

 


Tablo VI
.  Çelebi Mehmet I.

6-Üzerinde:

«CİRİSCELEBİH-IMP-TVR» Kaydı bulunan 50x63,5cm büyüklüğündekitabo. Bak Tablo VI

Scelebih. -veya celebih- kuşkusuz  «Çelebi» anlamında. Çelebi  adı  ile anılan Osmanlı Padişahı 1403-1421 (veya kesin olarak 1413-1421) yılları arasında hükümdar olan Mehmet I’dir. Burada tereddüt edilebilecek olan bir nokta tablodaki kişinin sakalsız oluşudur. Elimizde mevcut bütün kaynaklar Çelebi Sultan Mehmet'i sakallı olarak anlatmakta. Nakkaş Osman da (az evvel zikrettiğimiz eserde) Çelebi Mehmet’in portresini sakallı yapmış bulunmaktadır. Ancak Topkapı Sarayı Padişah Portreleri Galerisi’nde Çelebi Mehmet I’in bıyıklı bir Portresi bulunduğu gibi, 16’ncı yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Bakınız, Nigâr Anafarta, adı geçen eser. Sayfa 12), gene İsmail Hikmet Ertaylan’ın Fatih ve Fütuhatı (2 cilt. İstanbul 1953) eserinde mevcut bir resimde Çelebi Sultan Mehmet I bıyıklı görülmektedir. Bu bakımdan bazı şüpheler doğmakla beraber tablonun Çelebi Sultan Mehmed’e ait olduğu söylenebilir. Bazı Padişahların gençlik yıllarında sakalsız oldukları, daha sonra sakal bıraktıkları da biliniyor. Bunu çok iyi kanıtlıyan bir belge gene Topkapı Sarayı Padişah Portreleri Galerisi’ndedir. Kanunî Sultan Süleyman’ın sakalsız, bıyıklı resmi ile yaşlılığına ait sakallı resimleri bir arada duruyor. (Nigâr Anafarta. a.g. eser. Tablo IV ve V. Busbeck’in Kanunî Süleyman resimlerinde de Padişah sakallıdır.) Belki bu bakımdan Çelebi Mehmet’in sakalsız ve sakallı resimleri vardır. Herhalde Reinhartshausen Sarayında bulunan sakalsız resim tek değildir. Kanımca bu tablo da Mehmet I’e aittir. Çelebi isminin başında bulunan Ciris, Ortaçağda, Parlak, haşmetli» karşılığı kullanılan Cyrus (= Pers imparatoru adı) olabilir.

 

Buraya kadar saydığımız tablolar, kimlere ait oldukları bakımından bizi bir sonuca götürebildiği halde, böyle bir sonuca kolay kolay varamadığımız iki tablo daha var.


Tablo VII. Selım ?

7-Üzerinde :

«SELYMVS-SVETAİCİ-İ MP. II (veya İl). EVES0R» kaydı bulunan 50x63,5cm. büyüklüğünde olan yağlı boya tablo. (Bakınız. Tablo VII).

Gerek Polonya dilinde, gerek Sırpça da Svet= ışık, Sveta - Svente = kutsal, kutsal iş yapan anlamına geliyor. Kutsal bir iş yapan Selim, bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim’dir. Osmanlı Devletine hilafeti getirmiştir «Evesor» mana tasımıvor. Eğer resim daha evvelki bir resmin kopyası ise ve bu arada yazılar yanlış kopya edilmişse «Evasor» olabilir. Latince olan bu kelime huruç eden, çıkan çevresinden çıkan anlamına gelir. Yavuz Selim, Şehzade olarak kalması gerektiği Amasya'dan çıkmış babası Beyazıt II'yi hal ederek, tahra geçmiştir. Bu bakımdan «Evasor» Yavuz Selime uyabilir. Ancak, tabloda görünen kişi, gerek sakalı bulunmaması bakımmdan, gerekse TopkapıSarayı Galerisinde bulunan diğer resim ile karşılaştırıldığında Yavuz Selim olmadığı anlaşılmaktadır. IMP. II kaydına göre Selim II olabileceği de düşünülebilir. Ancak Selim II nin sarışın olduğu biliniyor. Bu bakımdan resim ona da uymamaktadır.

 

 


Tablo VIII. Mehmet ?

8-Üzerinde :

«MAHOMET. İM P.VI. REGN. A XVII» kaydı bulunan 55x66cm. büyüklüğünde olan yağlı boya tablo.

Her şeyden evvel Mehmet VI. olmasına imkân yok. Mehmet VI. Mehmet Vahdettin’dir ve 1918-1922 arasında Osmanlı tahtında bulunmuştur. Mehmet V. de 1909 ve 1918 arasında Padişah idi. IMP. VI. kaydını hükümdar sayısı olarak alırsak Çelebi Sultan Mehmet olduğu söylenebilir. Batı kaynaklarına göre Çelebi Sultan Mehmed’in 6’ncı Padişah sayıldığını biliyoruz. Ancak 6 ncı Padişah sayarsak süresi 10 yıl olur. Halbuki resimde Regn. a. XVII denmektedir. Osmanlı padişahlarmdan Mehmet adını taşıyan hic birisi 17 yıl (Regn. a. XVII) hükümdar olmamışlardır.  Mehmet I = 8 veya 18, Mehmet II - 30.  Mehmet III = 8,

Mehmet IV. = 39 yıl Padişah kalmışlardır. Bütün Osmanlı Padişahları arasında yalnız  Murat IV. (1623-1640) ve Mustafa III (1757-1774)  17’şer yıl tahtta kalmışlardır. Bunların ise isim ve sayıları tabloyu tutmamaktadır. Bu resmin kime ait olduğunu saptamak çok güçtür.

 

Tabloların hepsinde ortak olan bir görünüm, portrelerin arka planım siyah veya siyaha yakın çok koyu rengin oluşturduğudur.

Tabloların hepsi imzasızdır, tarihleri de yoktur. Tabloların üçü, Osman I, Yıldırım Bayazıt ve Mehmet VI. tahta çerçeveye gerilmiş bez halindedir. diğer beşinde tablo bezleri mukavva veya ince tahta gibi bir levhaya yapıştırılmıştır. Bezlerin yapıştınldığı levhanın arkasında ayrıca kâğıt bulunduğundan tahta, veya mukavva olduğu görülmemektedir.

Levhaya yapıştırılan tabloların yağlı boyaları çok çatlaktır. Bu bakımdan koruma yönünden bunun yapıldığı düşünülebilir. Tabloların hepsinin yüzlerine parlak vernik gibi bir madde sürülmüştür. Resimlere normal ışık altında bakıldığı vakit bu belli olmamakta ise de, tabloların resimleri tam karşıdan gelen flash ışığı ile çekilmek istendiğinde parlayan bu vernik her türlü görüntüyü önlemektedir. Bu bakımdan Tabloların flash ile çektiğim resimlerin hiç birinde bir şey görünmemektedir.

Bu sekiz Osmanlı padişah tablosu Reinhartshausen Şatosuna nereden gelmiştir?

Yukarda, Prenses Marianneinin Tablo topladığı v.e hatta bir resim galerisi yaptırdığını anlattık. Osmanlı padişahlarının tabloları ise bu kolleksiyona ait değildi. Reinhartshausen Şatosu resimlerinin envanter defteri elden geçirildiği vakit bu sekiz tabloya ait hiç bir kayıt bulunmuyor. Bu arada Prusya Hanedan ailesinin saraylarına bir göz atmamız gerekiyor. Reinhartshausen Sarayı Prusya Hanedan ailesine aitti. Aynı ailenin Almanlar zamanında adı Breslau, şimdi Polonya şehri olarak adı Wroclaw'm güney doğusunda Wroclaw dan demiryolu ile 72 kilometre uzakta Camenz (veya Kamenz) köyü yakınında Köye 3 km. uzaklıkta  bir sarayları daha vardı. Pause ırmağı kenarında bulunan Kamenz, orta çağın sonunda önemli bir yer olmuş burada 1247 - 1249 yıllarında bir Zistersiens Manastırı kurulmuştu. Bu manastır o zamanlar Lenbus Manastırının bir kolu idi. (P. Knauer. Kloster Kamenz. 1932 eserine bakınız). Manastırın güneyindeki büyük park içine bir saray yapılmasını, Prusya Kral ailesi. 19 ncu yüzyılın ilk yıllarında o çağın en büyük Alman mimarı olan K.F.Schinkel' den istiyorlar. 1781 - 1841 yıllar: arasında yaşamış olan Schinkel Kamenz sarayının projelerini hazırlı yor. Yapıya 1838’de başlanıyor. Yapılan bazı bölümleri ancak 1863 yılında bitiyor. Yukarıda adı geçen Prusya Prensi Albrecht (1809 - 1872 bu sarayda da bazı yıllarını geçiriyor. Saray 1913 yılında Prusya Prenslerinden Friedrich'in mülkü idi (Baedeker. Deutschland. 3 Baskı 1913. Sayfa 80 ve 96.). Saray gerek mimarisi gerek döşenişi yönünden çok tanınmıştı.  II. Cihan harbinin sonuna doğru, sarayın o zamanki maliki, olan Prusya Prensi Waldemar ilerleyen Rus ordusu karşısında sarayı terk etmeye ve Doğuya gitmeye karar veriyor, Sarayın bazı eşyalarını yanma alarak yola çıkıyor. Kaçışı esnasında bir rivayete göre Dresden civarında bir hava hücumunda ölüyor. Yanında olan ve bir azını bir demiryolu vagonuna yükletebildiği saray eşyası daha sonra Batı'ya varıyor ve bu eşyaların bir kısmı Reinhartshausen Sarayı’na almıyor. Bunun asıl sebebi Prusya Prensi Waldemar’m çocuksuz ölmesi ve mirasının Reinhartshausen Sarayı malikleri Prens Albrecht'in çocuklarına kalması idi..

Kamenz sarayı harbin son senesinde askerî harekât esnasında ve Prens Waldemar'm terkinden az sonra topçu ateşine hedef oluyor ve tümü île yanıyor. Bugün Polonya turist rehberlerinde «Saray harabesi Kamieniec» olarak görmek mümkün. Prens Waldemar'ın beraberinde aldığı eşyalar hariç, saraydan hiç bir şey kurtulmuyor.

Tetkik konumuz olan 8 Padişah tablosu da Kamenz sarayından kurtulan ve Reinhartshausen Sarayına, varan eşyalardandır.

Ne yazık ki, bu tabloların ve oradan gelmiş olan bazı başka tablolarında  hiç bir kaydı, defteri yoktur. Kamenz sarayında kalanlar ise yok olmuştur. Bu bakımdan bu tabloların ressamı, yapıldıkları yıl, Prusya Kraliyet ailesine nasıl geçtikleri belki hiç bir daha bilinemiyecektir. Camenz ve sarayı hakkında bilgi veren P. Skobel’in «Camezin Vergangenheit und Gegenvart» isimli 1515- 1922 yılları arasında 4 fasikülü çıkmış arkası tamamlanmamış eserini bulup tetkik edemedim. Belki sarayın içinden bahsederken bu resimlerden de söz etmiş ve bazı bilgi vermiştir.

Reinhartshausen Sarayının tablolar envanterinden tablo satm alınmaların 1700 yılma kadar geri gittiği görünmektedir. (Çok özel olarak 1485 kayıtlı birkaç resim var). Bu tarihlerde Reinhartshausen Sarayı daha yoktu. Başka bir deyimle bu tarihler Prusya Kral ailesinin resim aldığı yıllardır. O yıllarda alman resimlerin Prusya Saraylarının çoğuna dağıldığı, Camenz sarayında da, geçen asrın ortalarında inşa edildiği halde, daha önceki yüzyıllardan resimler bulunduğu kabul edilebilir.

Asıl dikkati çeken başka bir olay Camenz sarayından kaçan yanına alabileceği eşya için yeri her halde kısıtlı olan harb içindeki bu kaçışların halini bugün birçok Alman Kaynağı anlatıyor. Prens Waldemar neden bilhassa bu 8 padişah tablosunu beraberınde almış?

Osmanlı padişahlarının 20. Yüzyılda canını kurtarmak için kaçan bır Prusya prensi için önemi çok olmaması gerekir.Bu tabloları yanına alması, şüphesiz Osmanlılara karşı olan sempatisinden değil resimlerin, kendisi tarafından bilinen değerinden olsa gerek. Bu resimlerin yüksek değeri sarayda her halde biliniyordu.

Başka bir soru da kurtulan resimler acaba mevcut Osmanlı padişahları resimlerinin tümü mü idi? Yıldırım Beyazıt, Murat II, Fatih Mehmed II. Selim II nin tablolarının bulunduğu bir «takım» içinde en azından Yavuz Selim I ve Kanunî Süleyman’ın resimleri de bulunmalı idi. Belki vardı. Kamenz sarayından kaçırılan eşyaların bir kısmının yolda yok olduğu biliniyor. Ufak bir ümit payı da koymamız mümkün: Belki aynı takımın başka tabloları bir gün başka bir verde bulunur.

Başka bir soru da bu resimlerin hangi ilgi sebebiyle Prusya Kraliyet ailesi tarafından alınmış olduğudur? Polonya’nın tamamen bölünmesi sonucunu veren 1772 - 1795 harplerinde Polonya zenginlerine ait birçok malların Prusya, Avusturya ve Rus ailelerinin ellerine geçtiği bilinmektedir. Polonya’nın Osmanli Devletine karşı özel bir ilgisi ve yakınlığı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu yönden bu resimlerin aslında Polonya’ dan gelmesi de mümkündür. Bilhassa Camenz sarayının Polonya’ya çok yakın oluşu, hatta eski Polonya arazisi üzerinde oluşu bu şüpheyi arttırmaktadır.

Reinhartshausen Sarayında aslında Türkler ile ilgili bir tablo daha var. Bu, ressam Salvator Rosa’nm Eine «Türkenschlacht» (Bir Türk savaşı) adındaki büyük bir tablo. Saray katalogunun 444 sayısına kayıtlı. Tablo sarıklı, türbanlı askerlerle bir muharebeyi gösteriyor. Hangi savaş olduğu hakkında kayıt yok. Tablonun tahminen 80x130cm büyüklüğünde olduğu söylenebilir. Ressam Salvator Rosa tanınmış, savaş tabloları yapmış İtalyan artistidir. 1615 yılında Napoli’de doğmuş I673’de Roma’da ölmüştür. Aynı zamanda Şair, Bestekâr olan Rosa, tümü hayalinden olmak üzere, sayısız savaş tablosu yapmıştır. Bu bakımdan da bu tablonun bir özelliği yoktur.

Bu portreler diğer tablolar ve Osmanlı Padişahlarını tarif eden yazılarla karşılaştırıldığı vakit ne sonuca varılabiliyor.

Çeşitli Osmanlı kaynakları osmanlı Padişahlarını tarif etmiştir. Tetkik konumuz olan resimlerin kişileri hakkındaki bu tarifleri resimlerle karşılaştırmamız ilginç olacaktır. Bu arada Padişahların vücut ve halleri hakkındaki bilgileri değil yalnız Portrelerin, yüzlerinin tariflerini alalım:

 

Osman I için, esmer tenli, yuvarlak yüzlü, uzun boyunlu, koç burunlu. iri elâ gözlü, çatık kaşlı, çok gür siyah kaşlı, siyah fakat biraz seyrek sakallı, siyah bıyıkları aşağı doğru bükülmüş olarak anlatılır. Tetkik konumuz olan Osman I tablosu ancak kısmen bu tarife uymakta bazı bakımlardan da uymamaktadır. Nakkaş Osmanın Sultan Osman tablosu (Arasoy, adı g. eser, s.3) ve Topkapı Sarayı nda bulunan diğer Sultan Osman tablosu (17'nci yüzyıl Venedik Ekolüne bağlanan bu tablonun bir renkli reprodüksiyonu Meydan Larousse Lügati, Cilt 9 Sayfa 593 karşısında vardır) ve Nakkaş Osman'ın tablosunun hemen aynen eşi olan Silsilenamedeki Sultan Osman resmi, Reinhartshausen Sarayındaki tablodan çok ayrıdırlar.

 

Yıldırım Bayazıt´ın  yüzünün açık renk beyaza yakm, gür kumral kaşlı gözleri mavi, kaşları çatık, sarımtırak siyah, koç burunlu, açık kumral sakallı olduğu söyleniyor. Topkapı Sarayı resim Galerisindeki portrenin, Nakkaş Osman'ın yaptığı resmin ve Reinhartshausen'deki portrenin derhal dikkati çeken müşterek olan bir yeri, gözlerdeki hüzün ve melankoli. Bayazıt'm yüzü hakkındaki tarifler bu üç portrenin hiç birinde tam yok. Dikkatten kaçmayan bir nokta Topkapı Galerisindeki portrede ve bizim tetkik ettiğimiz portrede  sarıklar arasındaki garib benzemedir. Her iki sarıkta ön ve yan taraflar ayrı bir birlik gibi görünüyor ve bu iki bölümün birleştiği yerin alt ucunda bir kordon püskülü sarkıyor. Başka Padişahların sarıklarında görülmeyen bu özelliğin bu şekilde belirtilmesi çok garip. Reinhartshausen'deki Portrede Bayazıt I’ m sakalı çok büyük ve yaygın, Nakkaş Osman'ın yaptığı resimde ise aksine...

 

Çelebi Sultan Mehmet I’in pembe yüzlü, çatma kara kaşlı, siyah elâ gözlü koç burunlu, yuvarlak yüzlü, uzun boyunlu, bıyıkları burulmuş, hafif sakallı olduğu söylenir. Reinhartshausen'deki portre profilden, Topkapı galerisindeki tam önden olduğu halde (Bu portre Meydan Larousse Cilt 8ö sayfa 528 de var) aralarındaki benzerlik dikkati çekiyor. Nakkaş Osman'ın yaptığı portre de -sakallı olmasına rağmen dikkatle bakıldığı vakit Reinhartshausen'deki nin esas hatlarına, göz ve burun bakımından da uygun. Bu üç resim arasındaki benzerlik çok açık.

Murat II, pembe beyaz zeminli, sert bakışlı, koyu elâ gözlü, çekme kaşlı, burnu düz, seyrek dişli, güler yüzlü, açık alınlı olarak tarif ediliyor. Reinhartshausen sarayındaki resim pek çok bakımdan bu tarife uymaktadır. Bilhassa Osmanlı Sul-tanlarının çoğundaki kıvrık, koç burunu değil, düz burnu dikkati çekiyor. Sert bakışı ile güler yüzün birleşmesi bu portrede aynen var. Yüz rengi ve çekme kaşı da tarife uygun.

Fatih Sultan Mehmed'in tarifi yannında, yapılmış olan tablolarını herkes biliyor. Bu bakımdan kendisinin model durduğu tablolarını ölçü olarak almak gerekir. Fatih'in resmini Bellini ve Ferrara yapmıştır. Bu portreler Topkapı Sarayı galerisin- dedir. (Meydan Larousse Cilt 8. sayfa 528 ve arka yaprakta her iki portre renkli olarak var). Reinhartshausen resimleri arasında en çok şaşırtan Fatih Mehmed’in portresidir. Bu portrenin özel bir tetkik konusu yapılması gerekir. Fatih’in bu portresini çizen ressam ya Bellini ve Ferrara'nm tablolarından yararlandı, onları gördü, veya resmi doğrudan doğruya canlı modelden yaptı denebilir. Bellini ve Ferrara’nın portrelerinde yaşlı ve yorgun, sakin bir kişi var. Gözden kaçmayan bir şey, elbiselerde ve bilhassa sarıkta olan özellikler. Fatih Mehmet, hiç bir Osmanlı padişahında görülmeyen bir şekilde sarık sarmıştır. Biraz dağınık ve toplu kumaş kolları ile sarılmış gibi görünen bu sarığı görmeden aynen resmetmek mümkün değildi. Reinhartshausen’deki portrede bu sarık aynen diğer resimlere uymaktadır. Kavuğun sarık arkasından görünüşü, rengi, geriye doğru yatırılış tarzı, hepsi diğer portrelerin hatta Nakkaş Osman'ın portresinin eşidir. Bu nasıl izah edilebilir? Elbise bakımından da benzerlik dikkati çekiyor: Ferrara’nm portresindeki yeşil mintan, kürk aynen var. Fatih’in boynunu kıstığı ve başmı öne verdiği söyleniyor. Bu portrelerin hepsinde, Reinhartshausen'deki dahil, hepsinde bu görülebiliyor. Burun, çene, sakalın durumu, yüz rengi, kulağın durumu hepsi benziyor. Yalnız Reinhanshausen portresinde Fatih sanki 10 veya 15 yas daha genç. Ressamın en azından Fatih portrelerinin orijinallerini görmüş olması gerekir. Bu nasıl olabilir? Bu resim bütün resimlerin hakikate uygunluğu ve tarihî değeri problemini ortaya koymaktadır.

Selim II'nin resmine yukarda özel yer ayırmıştık. Ancak elde mevcut yüz tarifine bir daha bakalım: Sarışın, açık kumral sakallı, açık alınlı, gök elâ gözlü, kırmızı yanaklı, düzgün kaşlı. Reinhartshausen’deki portre hemen her bakımdan bu tarife uygun. Yukarda da belirttiğimiz gibi, Nakkaş Osman’ın da portresi Reinhartshausendekine dikkati çekecek kadar benziyor. Altın tel karışık elbise giydiği hakkında bilgi var. Reinhartshausen’deki portrede de bu cins bir kumaş giydiği dikkati çekiyor.

(Bu karşılaştırmaları yaparken Vasfi Mahir Kocatürk'ün Osmanlı Padişahları, İstanbul -senesi yok- 302 sayfa ve Ahmet Rasim’in Osmanlı tarihi 4 Cilt. İstanbul 1328 - 1330 eserindeki tamamen hayal sonucu olan Padişah resimlerini karşılaştırma konusu yapmadım).

Yukarda yapılan karşılaştırmalar Reinhartshausen'deki portrelerin hayal mahsulü rastgele yapılmamış olduğu kanısını vermektedir. Bu resimlerin tarih yönünden tüm değerlendirilmeleri yapılmalı, bilhassa kime ait oldukları bu anda tespit edilemeyen VII ve VIII sayılı tablolar üzerinde durulmalıdır.

Asıl yapılması gereken iş, bu tabloların, eski resimlerin bilirkişileri tarafından çok dikkatle elden geçirilmesi, mümkün olduğu kadar, yapıldıkları asrın, hepsinin bir elden çıkmış olup olmadıkları, daha evvel başka resim kataloglarında bulunup bulunmadıklarının saptanmasıdır. Osmanlı padişahlarının zaten çok çok az sayıda olan portrelerinin her birinin olağanüstü bir değeri vardır. Bugünkü bilgiye göre bu portreler tamamen meçhul idi? kimse tanımıyordu, hiç bir kaynakta bunlara rastlanmamaktadır. Bugüne kadar neden gizli kaldıklarını'anlamak belki sırlarının çözülmesine de yardımcı olacaktır.

Prof. Dr. Kudret Ayitar